KİRAZIN TADI
“kuşlar
siz
mutlu
olasınız
diye
tuzağa
düşmezler”
siz
mutlu
olasınız
diye
tuzağa
düşmezler”
Toz, toprak, stabilize yollar, iş makineleri ve olabildiğince sıradanlıklarla bezeli bir çevresel ortamın sıra dışı konusu: intihar.
İran sinemasının büyük yönetmeni Abbas Kiarostami’nin 1998 Cannes
Film Festivalinde Altın Palmiye ödülünü paylaşan filmi Kiraz’ın Tadı, intihar
olgusunun insan beyninde uyandırdığı çağrışımlar üzerine kurulu başarılı bir
yapıttır. İntiharın gerçek hayattaki benzerlerinin çağrıştırılması gayretinden
ziyade bu olguyla burun buruna gelen insanların tepkileri anlatılır filmde.
Bedii’nin hayatına son verme fikriyle tanışana kadarki
bölümde işçiler, çöpten para kazanma yolunu tutanlar, ameleler gibi öteki
dünyalıların (arkadaki İran) hayatında bir yolculuğa çıkarız kahramanımızla
birlikte. Ve intihar fikri işlenir beyinlerimize. Taşın, kumun, tozun, toprağın
içinde bu fikir şaka gibi gelse de olayın ciddiyetini anlamakta zorluk
çekmeyiz. Bedii daha önceden hazırladığı mezarına bir gece vakti bol uyku hapı
desteğiyle girme derdindedir. Bu planın uygulanması için de sabaha karşı mezarı
toprakla kapatacak bir insan evladına ihtiyaç vardır. Planın uygulanma
safhasında insanların Bedii’ye verdikleri tepkiler gerçekten kültürleri ve
yaşam tarzlarıyla uygunluk arz eder.
Bir askerin “Ben mezarcı değilim, insanları gömemem”
tepkisinin altında aslında bu sıra dışı olayın kendi benliğine zarar verme
kaygısından çekinme vardır. Bedii’nin Afganlı bir medrese öğrencisiyle girdiği
fikir yarıştırma işi ikinci kişinin de planı reddetmesiyle sonuçlanır. Tam da
burada çekilen acının anlaşılamayacağı, acının anlaşılabilse dahi aynı şekilde
hissedilemeyeceği üzerine yapılan bir sohbet beynimizi intiharın dinsel boyutu
üzerine düşünmeye teşvik eder. İntiharın günah olduğu ama mutsuzken başkalarını
incitmenin de günah olduğuna dokundurulur hafiften.Ve çıkmazda olan insanlar
için Allah tarafından bir seçim hakkı olarak verildiği vurgulanır kahramanız
tarafından.
Planı kabul eden kişi ise üçüncü kişidir ve gerçekten
felsefik yaklaşımlarla göz doldurur. Kendi hayatından çeşitli örnekler veren
üçüncü kişi kendini öldürmek için çıktığı evden elinde dutlarla eve nasıl döndüğünü
anlatması filmi başka mecraya sürükler. Türkler zikredilerek anlatılan bir
fıkradan (Bir Türk doktora gider “vücudumun neresine dokunsam ağrıyor doktor
bey” diye derdini dile getirir. Doktor, Türk’ü muayene ettikten sonra “vücudun
sağlam parmağın kırık” der) yola çıkılıp hayatını değiştiremeyen
insanların bakış açılarını değiştirerek mutluluğu yakalayabilecekleri üzerinde
durulur.
Ve hiçbir şekilde ikna edilemeyen kahramanımızın planı
uygulamasıyla film sona erer.
Filmin sonunda her şeyin sanki gizli kamerayla çekildiği
düşüncesi uyandırılmak isteniyor veya gerçekten öyleydi bilemiyorum. Bildiğim şu
ki; Kirazın Tadı, sinemayı salt eğlence aracı olarak görenler için
izlenilmemesi gereken bir filmdir. Sinemada gerçeklikten hoşlanmayanlar,
izlenimsel sahnelerden haz almayanlar lütfen seyretmesin.
Özellikle diyaloglardaki kalite gözümden kaçmasa da asıl
insanların yüzlerine takıldım ve oyunculukları oldukça başarılı buldum.
İnsanın iç aleminde yaşadığı ölüm-kalım mücadelesinin dramatik anlatımıdır Kirazın Tadı..
Seyrediniz..
“Yahşi günün kardeşi
Yaman güne düştüm
gel”
:ğzhnyvz

0 yorum:
Yorum Gönder